
Terapötik süreç içinde danışanların terapistlerine dair zaman zaman bir takım soruları olur. Bu sorular terapistin bireyselliğine dayalı sorular olabiliyor. Ve çoğu zaman bu sorular cevapsız kalıyor. Elbette ki danışanın sorduğu her sorunun terapi bağlamında bir anlamı var. Genel olarak bu sorunun nereden geldiği merak edilir ve terapinin konusu olur. Uzman bir terapist sorulan sorunun danışandaki yankısını takip etmelidir. Zira terapinin konusu danışandır. Terapi danışanın alanıdır. Sorulan sorular, alınamayan veya alınan cevaplar danışanın öyküsü bağlamında terapinin inceleyeceği bir gündeme dönüşür.
Terapistin öznelliği devreye girdiğinde hem terapötik süreç sekteye uğrar hem de danışan bağlamında terapistle kurulan terapötik/profesyonel ilişki sarsılabilir. Bu yüzden sorulan soruların cevapları değil, sorunun nereden geldiği ve danışan için sorunun veya cevabın nasıl bir anlamı var onunla ilgilenir terapist. Örneğin; “evli misiniz?”, “Kaç yaşındasınız?”, “Çocuğunuz var mı?” “Bunları dinlemek sizi yoruyor mu?” gibi. Önemli olan bu soruların salt cevapları değildir danışan için… Çoğu zaman danışanlar bu soruların salt cevaplarıyla da ilgilenmezler. Danışanlar bu sorularla terapiste, terapiye ve kendilerine dair başka şeyleri merak ederler. Tam da bu nokta da terapist o başka şeylerin neler olduğunu incelemekle ve danışan bağlamında bunların anlamlarını danışanla birlikte keşfetmekle ilgilenir. Elbette ki terapist bazı sorulara direk cevapta verebilir. Yine burada terapist, danışan bağlamında danışanın yararına olacak şekilde kalmaya özen gösterir.
Seanslarda en kıymetli anlardan biri de sessizlik/suskunluktur. Sessizlikte kalabilmek zor olsa da terapinin önemli bir parçasıdır. Bazen sessizliklerde birçok şey anlatır. Sanılanın aksine terapide sessizlik veya suskunluk vakit kaybı değildir. Susmak ve sessizlik bazen başka bir iletişim kurmanın yolu olabilir.
Terapinin konusu her zaman danışana dair – onun getirdiklerine dair olmalıdır. Aksi takdirde terapistin kendini fazlaca açması, sorulan sorulara kendinden cevaplar vermesi, kendi deneyimlerinden yola çıkarak danışana akıl vermesi terapötik ilişkiyi bozan göz ardı edilebilen detaylardır.
Terapötik süreç profesyonel bir süreçtir. Danışana dair her şey terapötik sürecin bir parçasıdır ve o çerçevede değerlendirilmelidir. Terapist kendi duygu, düşünce ve deneyimlerini ancak danışanın yararına ve profesyonel sürece fayda sağlayacak oranda etik bir çerçeve dâhilinde paylaşmalıdır. Terapi hafta da en az bir kendinize ayırdığınız özel bir alandır. Tamamıyla size ait olan 45 dakika. Ve terapi, kendinizi ve içinde yaşadığınız dünyayı yakından tanımanıza alan açan özel bir süreçtir.
-Uzman Psikolog İlknur KILIÇ-
